SİSTEM AYARLARI

Ayarlar

DİL

TEMA

RENK ŞEMASI

Sayfa eylemlerini atla
ChatGPT’de aç ↗

Okuma notu

Anlatı, Kurgu ve Edebî Kurgunun Dönüştürücü Gücü

Tez alt bölümü: Anlatı, Kurgu ve Edebî Kurgunun Dönüştürücü Gücü

Bölüm 02.3

2.3. Anlatı, Kurgu ve Edebî Kurgunun Dönüştürücü Gücü

İç içe geçmiş üç Rus matruşkası gibi, anlatı kurguyu, kurgu da edebî kurguyu kapsar (). Bruner’a (1990) göre anlatıları mantıksal söylemden ayıran, anlatıların insan deneyimine ilişkin belirli anlatımları, mantıksal söylemin ise genellenebilir doğruları ele almasıdır. İnsan kültürünün evrensel bir unsuru olan anlatılar, bilgi, değer ve duyguların paylaşılmasını sağlayan araçlar olarak insan iletişiminin ve sosyal etkileşimin merkezinde yer alır. Yakın tarihli araştırmalar, anlatılara maruz kalmanın zihinde simülasyona benzer bir süreci tetiklediğine; bu sürecin bireylerin sosyal deneyimlerin provasını yapmasına ve bu deneyimlerden anlam çıkarmasına olanak sağladığına işaret etmektedir (; ).

Kurgu, hayalî bir ortamda kendi içinde tutarlılığını ve inandırıcılığını korurken gerçeklikle örtüşmesi gerekmeyen karakterleri, olayları ve dünyaları içerir (; ). Okurlar, inandırıcılığı olgusal doğruluktan ayrı bir boyut olarak değerlendirir. Bir öykünün kurmaca olduğunu bilseler bile algılanan gerçekçilik, anlatıya katılımı güçlü biçimde yordamaktadır (). Şair ve filozof Samuel Taylor Coleridge’e göre kurguyla etkileşime girmek, anlatıyı öykünün kendi bağlamı içinde gerçek kabul ederek “inançsızlığı gönüllü olarak askıya almayı” gerektirir (; ). Kurgu yalnızca bir eğlence aracı değildir; perspektif alma ve duygusal simülasyon için de fırsatlar sunar ().

Edebî kurgu, kurmaca anlatılar içinde kendine özgü bir biçimdir. Bazı araştırmacılar edebî kurgunun tür geleneklerinden ve kültürel olarak şekillenmiş kanonlardan doğduğunu savunsa da (), Miall ve Kuiken’e (1999) göre edebî kurgunun ayırt edici özellikleri arasında önceleme, yabancılaştırma ve kişisel anlamı değiştirme potansiyeli yer alır. Miall ve Kuiken’in (1999) ayrıntılı biçimde açıkladığı üzere önceleme; gündelik dilden sapmalar, alışılmadık metaforlar ve karmaşık olay örgüsü yapıları gibi özgün biçemsel ve anlatısal özellikleri ifade eder. Bu özellikler yabancılaştırmaya yol açar. Bilişsel ve duygusal bir etki olan yabancılaştırma, okurları aşina oldukları kavramları veya duyguları yeni ve alışılmadık bakış açılarından yeniden değerlendirmeye yöneltir ve sonuçta okurun duygu veya inançlarını dönüştürür.

Koopman ve Hakemulder (2015), alandaki temel bir sorunu ele alır: Edebiyatın psikolojik etkisini inceleyen araştırmalarda anlatısallığın (öykü yapısı), kurgusallığın (göndergesel statü) ve edebîliğin (biçemsel önceleme) birbirine karıştırılması eğilimi. Bu kaygı, anlatıya maruz kalmanın tek biçimli bir olgu olarak ele alınmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunan Hakemulder (2000) ile Mar ve Oatley’in (2008) önceki eleştirileriyle örtüşmektedir. Koopman ve Hakemulder (2015), bu yapıları birbirinden ayırarak hangi metinsel boyutların, yani olay örgüsü mimarisinin, kurgusal statünün veya biçemsel sapmanın, empati ve düşünümle ilişkili sonuçlara yol açtığını incelemek için daha kesin bir çerçeve oluşturur. Yazarlar, yalnızca anlatı yapısından ziyade önceleme, belirsizlik ve biçemsel karmaşıklıkla nitelenen edebîliğin perspektif almayı ve düşünümsel işlemeyi harekete geçirmede özellikle etkili olabileceğini savunur. Bu nokta, edebî kurguya maruz kalmanın birbirini tamamlayan kapasiteler olarak zihinselleştirme ve empatideki artışları yordayıp yordamadığını sorgulayan mevcut çalışma açısından büyük önem taşımaktadır (; ).

Koopman ve Hakemulder, edebî okumanın rol alma ve yabancılaştırma şeklindeki temel süreçler aracılığıyla psikolojik değişimi harekete geçirdiğini öne sürmektedir. Rol alma, okurların başkalarının zihinsel durumlarını kendi içlerinde yeniden oluşturduğu simülasyon temelli Zihin Kuramı açıklamalarıyla örtüşmektedir (; ; ). Shklovsky’den (1917/1965) alınan ve Miall ve Kuiken (1994, 2002) tarafından ampirik olarak incelenen yabancılaştırma terimi, biçemsel önceleme ve dilsel sapmanın okumayı nasıl yavaşlattığını ve işlemeyi nasıl derinleştirdiğini açıklar. Yabancılaştırma üstbilişi ve etik özdüşünümü teşvik edebilirken rol alma, bilişsel empatiyi ve sosyal akıl yürütmeyi destekler. Edebî kurgu, karmaşık karakterleri alışılmadık biçemsel tercihlerle birleştirdiği için hem empatiyi hem de düşünümsel (açık) ve düşünüm öncesi (örtük) zihinselleştirmeyi kendine özgü biçimde harekete geçirebilir (; ).

2.3.1. Kısa Vadeli Deneysel Kanıtlar

Kidd ve Castano (2013), popüler kurguya veya kurgu dışı metinlere değil, edebî kurguya maruz kalmanın zihin okuma becerisini geliştirdiğini gösteren bir dizi çalışma yürütmüştür. Beş deneyde, kısa edebî metinler okuyan katılımcılar duygusal (Reading the Mind in the Eyes Test [RMET]; Diagnostic Analysis of Nonverbal Accuracy 2 – Adult Faces [DANVA2–AF]) ve bilişsel (yanlış inanç, Yogi) ToM görevlerinde popüler kurgu, kurgu dışı metin veya okuma yapılmayan koşullardaki katılımcılardan daha yüksek performans göstermiştir. Ayrıca Author Recognition Test (ART) ile değerlendirilen yaşam boyu basılı kurguya maruz kalma düzeyi de RMET puanlarını yordamıştır (). Edebî kurgu, tür kurgusu ve kurgu dışı eser yazarlarını birbirinden ayıran genişletilmiş bir ART kullanan araştırmacılar, yalnızca edebî kurguya aşinalığın RMET ile olumlu ilişki gösterdiğini; tür kurgusuna ve kurgu dışı eserlere aşinalığın ise böyle bir ilişki göstermediğini bulmuştur. Bu ilişki, Interpersonal Reactivity Index’in Empathic Concern ve Personal Distress gibi alt ölçekleri kontrol edildikten sonra da devam etmiştir (). Ön kayıtlı üç tekrarlama çalışmasında özgün yöntem korunmuş ve edebî kurguya aşinalığın RMET puanlarını yeniden yordadığı, tür kurgusuna aşinalığın ise yordamadığı gösterilmiştir. Kurguya yüksek düzeyde maruz kalan okurların popüler kurgu karakterlerini daha tek boyutlu olarak değerlendirmesi, uzun süreli edebî okumanın karakter karmaşıklığına yönelik duyarlılığı artırdığını düşündürmüştür (). Daha sonraki çok laboratuvarlı çalışmalar daha küçük etkiler veya sıfır etkiler bildirmiş olsa da genel örüntü, biçemsel ve psikolojik derinliğin empatinin zihinselleştirme açısından merkezi olan çevrim içi simülasyon (Online Simulation) ve bakış açısı alma (Perspective-Taking) boyutlarını seçici biçimde güçlendirdiği görüşünü desteklemektedir. Bu bulgular, edebî kurgunun özelliklerinin bu tür etkileri nasıl ortaya çıkardığını incelemek için önemli bir temel oluşturmuştur. Önerilen mekanizmalardan biri, hem estetik hem de duygusal işlemeyi geliştirebilecek biçemsel yabancılaştırma olan öncelemedir.

Koopman, 2016 yılında öncelemenin duygusal tepkileri, empatiyi ve düşünümü nasıl etkileyebileceğini incelemek amacıyla kontrollü bir deney yürütmüştür. Ebeveynlerden ve öğrencilerden oluşan katılımcılar (N = 142), aynı edebî eserin üç sürümünden birini okumak üzere rastgele atanmıştır: (1) sesbilimsel, anlamsal ve dilbilgisel öncelemenin yüksek olduğu özgün metin, (2) imgesel öğelerin bulunmadığı bir sürüm (anlamsal önceleme çıkarılmıştır) ve (3) hiçbir önceleme içermeyen bir sürüm. Öncelemenin kararsızlık ve estetik beğeni dâhil olmak üzere daha karmaşık duygusal tepkilerle ilişkili olduğu ve algılanan biçemsel özgünlüğü çarpıcı ölçüde artırdığı bulunmuştur. Özellik düzeyindeki empati, yasla ilgili kişisel deneyim, cinsiyet ve edebiyata maruz kalma gibi değişkenler kontrol edildikten sonra bile nicel sonuçlar, yalnızca özgün sürümün gerçek yaşamdaki diğer insanlara yönelik empatik anlayışı anlamlı düzeyde artırdığını göstermiştir. Özgün metin koşulunda başlangıçta genel duygusal tepki ve empatik sıkıntı daha yüksek olsa da SES değişkenleri hesaba katıldığında bu etkiler ortadan kalkmıştır. Özgün sürümü okuyanlarda öncelemenin düşünüm üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamasına karşın nitel analiz, bu katılımcıların kararsız duygusal durumlar ile insanların çektiği acılar ve dayanıklılık üzerine genel düşünceler bildirme olasılığının daha yüksek olduğunu göstermiştir. , özellikle biçemsel karmaşıklık duygusal temalarla örtüştüğünde edebîliğin duygusal ve empatik katılımı etkin biçimde derinleştirebileceği sonucuna varmaktadır.

Koopman anlatı düzeyindeki biçemi vurgularken başka çalışmalar, metaforlar gibi belirli dilsel araçların ToM’u daha doğrudan etkileyip etkileyemeyeceğini incelemiştir. , metaforik dili işlemenin ToM’u geliştirip geliştirmediğini araştırmıştır. Katılımcılar üç ayrı deneyde gerçek anlamlı veya metaforik cümleleri okuduktan ya da yazdıktan sonra RMET’i tamamlamıştır. Metafora maruz kalan katılımcılar, üç deneyin her birinde gerçek anlamlı dil koşulundaki katılımcılardan daha yüksek performans göstermiştir. Bu etki yalnızca metaforlar bir metnin parçası olarak sunulduğunda (Deney 1) değil, katılımcılar metaforlar için hayalî bağlamlar oluşturduğunda (Deney 2) ve hatta metaforları bağlamdan bağımsız olarak okuduğunda da (Deney 3) görülmüştür. Yazarlar, metaforların okuru konuşmacının niyeti hakkında düşünmeye zorladığını ve bu sürecin ToM ile güçlü biçimde ilişkili olduğunu öne sürmektedir. Dolayısıyla metaforik dil, sosyo-bilişsel çıkarımları harekete geçirerek duygusal ToM kapasitesini kısa vadede geliştirebilir.

Diğer araştırmacılar bireysel farklılıkların rolünü vurgulamıştır. Djikic ve ark., 2013 yılında edebî kurgu okumanın kurgu dışı denemeler okumaya kıyasla empatide artışa yol açıp açmadığını incelemiştir. Çalışmada katılımcılar, uzunluk ve edebî nitelik bakımından eşleştirilmiş bir edebî kısa öyküyü veya kurgu dışı bir denemeyi okumak üzere rastgele atanmıştır. Katılımcılar okuma öncesinde ve sonrasında bilişsel ve duygusal empati ölçümlerini () ve RMET’i () tamamlamıştır. Metin türünün genel bir etkisi bulunmamasına rağmen, Açıklık düzeyi düşük katılımcıların kurgu okuduktan sonra bilişsel empatilerinin arttığı görülmüştür; buna karşılık Açıklık düzeyi düşük kişilerde böyle bir artış görülmemiştir. Bir diğer bulgu, ART ile ölçülen yaşam boyu kurguya maruz kalma düzeyinin her iki koşulda da RMET performansındaki gelişmeyi yordaması olmuştur. Bu sonuçlar, kurmaca öykülerin özellikle perspektif almaya doğal olarak daha az eğilimli olabilecek kişilerde sosyal bilişi geliştirebildiğini ve edebî kurguya maruz kalmanın ToM üzerindeki birikimli etkilerinin zaman içinde geliştiğini doğrulamaktadır.

Son olarak Bal ve Veltkamp’ın (2013) iki deneysel çalışması, kurgu okumanın empatiyi artırdığı ve duygusal olarak anlatıya kapılmanın bu etkiye aracılık ettiği hipotezini sınamıştır. Katılımcılar, kurmaca bir anlatıyı (Saramago’nun Blindness adlı eserinden bir bölüm veya bir Sherlock Holmes öyküsü) ya da kurgu dışı bir haber yazısını okumak üzere rastgele atanmıştır. Empati başlangıçta, okumanın hemen ardından ve bir hafta sonra değerlendirilmiştir. Sonuçlar, kurgu okumanın yalnızca anlatıya yüksek düzeyde kapılan okurların empatisini artırdığını ortaya koymuştur. Buna karşılık anlatıya kapılma düzeyi düşük olan kurgu okurlarının empatisi zaman içinde azalmıştır. Ayrıca anlatıya yüksek düzeyde kapılan kurgu okurlarındaki empati artışı bir haftalık gecikmenin ardından daha belirgin hâle gelmiştir; bu da kurgunun psikolojik etkisinin zaman içinde gelişebileceğine işaret etmektedir. Bu gecikmeli etki, kurgunun karmaşık sosyal deneyimleri simüle ettiğini ve zaman içinde sosyal bilişi etkilediğini gösteren önceki araştırmaları desteklemektedir (). Kurgu dışı metin koşulunda empati açısından herhangi bir ilişki gözlenmemiştir. Dolayısıyla yazarlar, kurgunun özellikle zaman içinde anlatıya duygusal olarak yatırım yapan okurlarda empatiyi artırmaya yönelik nedensel etkisi için deneysel kanıt sunmaktadır.

2.3.2. Uzun Süreli Maruz Kalmaya İlişkin Kanıtlar

Castano ve ark. (2020), popüler kurgu yerine edebî kurguya uzun süre maruz kalmanın sosyal bilişin üç alanındaki farklılıkları yordayıp yordamadığını incelemiştir: yükleme karmaşıklığı, benmerkezci yanlılık ve kişilerarası doğruluk. Yazarlar, edebî kurgu okumanın başkaları hakkında daha gelişmiş nedensel akıl yürütmeyle (yükleme karmaşıklığı), duygusal ToM görevlerinde (RMET) daha yüksek performansla ve başkalarının inanç ve tutumlarını tahmin etmede daha yüksek doğrulukla olumlu ilişki gösterdiğini belirlemiştir. Bunun için edebî kurgu ve popüler kurgu yazarlarını birbirinden ayıran değiştirilmiş bir ART kullanmışlardır. Bu bulgular, edebî kurgunun psikolojik derinliği ve yapısal belirsizliğinin düşünümsel ve sosyal açıdan duyarlı bilişi desteklediğine ilişkin önceki bulguları desteklemektedir (; ). Buna karşılık popüler kurguya maruz kalma, hem RMET performansı hem de kişilerarası doğrulukla ilişkisiz; yükleme karmaşıklığıyla ise olumsuz ilişkili bulunmuştur. Bu durum, popüler kurgunun insan davranışına ilişkin basitleştirilmiş görüşleri pekiştirebileceğine işaret etmektedir. Cinsiyet ve eğitim kontrol edildikten sonra edebî kurgu ile azalmış benmerkezci yanlılık arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Bulgular, popüler kurgunun edebî kurguyla aynı bilişsel veya empatik olanakları sağlıyor görünmediğine; edebî kurgunun ise daha incelikli, doğru ve daha az benmerkezci sosyal akıl yürütmeyi destekliyor göründüğüne işaret etmektedir ().

Genel olarak kurguya maruz kalma ile sosyal biliş becerileri arasında ilişki kuran önceki çalışmaları genişleten Fong ve ark. (2013), farklı kurgu türlerinin kişilerarası duyarlılıkla farklı biçimlerde ilişkili olup olmadığını incelemiştir. Yazarlar, revised Author Recognition Test (ART-R) kullanarak Domestic Fiction, Romance, Science Fiction/Fantasy ve Suspense/Thriller türlerindeki basılı yayınlara yaşam boyu maruz kalmanın etkilerini araştırmıştır. RMET performansının genel olarak kurguya maruz kalmayla olumlu yönde ilişkili olduğunu, ancak kurgu dışı metinlere maruz kalmayla ilişkili olmadığını bulmuşlardır. Türler açısından, kişilik özellikleri (Big Five), cinsiyet, İngilizce yeterliği ve diğer türlere maruz kalma kontrol edildiğinde, daha yüksek kişilerarası duyarlılığı tutarlı biçimde yordayan tek tür Romance olmuştur. Suspense/Thriller ve Domestic Fiction türleri ise daha zayıf ve daha az sağlam ilişkiler göstermiştir. Kişilerarası duyarlılık, bilim kurgu veya fantezi okumayla ilişkili bulunmamıştır. Bu sonuçlar, kişilerarası ilişkileri ve duygusal karmaşıklığı öne çıkaran türlerin daha zengin sosyal deneyim simülasyonları sunarak okurların duygusal ToM becerilerini geliştirebileceğine işaret etmektedir (; ).

Son olarak , kurgusal anlatıların yanlış bilgiler içerdiğinde bile okurların gerçek dünyaya ilişkin inançlarını değiştirip değiştiremeyeceğini incelemiştir. Katılımcılar, dünya hakkında örtük biçimde sunulan doğru veya yanlış bilgiler içeren kısa bir öykü okumuş; inançları ya okumadan hemen sonra ya da iki hafta sonra değerlendirilmiştir. Bulgular, katılımcıların inançlarının etkilenmekle kalmadığını, metindeki yanlış bilginin etkisinin zamanla arttığını göstermiştir. Bu olgu, mutlak uyku etkisi olarak bilinmektedir. Sonuçlar, kurgunun uzun vadede taşıdığı ikna potansiyelini vurgulamaktadır.

2.3.3. Düzenleyiciler ve Mekanizmalar

Bu bölümde, edebî kurgunun sosyal biliş üzerindeki etkilerini nasıl ortaya çıkardığını açıklayan kuramsal ve ampirik modeller ele alınmaktadır. Bu modeller; bedensel simülasyon, biçemsel karmaşıklık, duygusal sürüklenme ve güdüsel uyum mekanizmalarını kapsamaktadır. Her bir yol, duygusal ve bilişsel empatiyi, benlikle ilişkili ve başkalarıyla ilişkili zihinselleştirmeyi ve daha geniş varoluşsal düşünümü farklı biçimlerde etkileyebilir.

, empatinin temelinde yer alan bedensel simülasyonun üç düzeyi bulunduğunu savunan Shared Manifold Hypothesis’ı ileri sürer: kişisel-altı düzey (başka bir kişinin davranışlarını, hislerini veya duygularını gözlemlemenin, gözlemcinin bunları kendisi deneyimliyormuş gibi aynı beyin bölgelerini etkinleştirdiği ayna nöron sistemi), işlevsel düzey (başkasının bakış açısını kendisininkiymiş gibi benimseme yetisi) ve fenomenolojik düzey (benlik ile başkası arasındaki benzerlik hissi). Bu model, empatinin mesafeli bir çıkarım süreci değil, amaç atfetmeyi ve duygu tanımayı kolaylaştıran, düşünüm öncesi ve bedensel bir başkalarını anlama biçimi olduğunu kabul eder. , simülasyonu sosyal biliş ve kişilerarası yankılanmanın temel mekanizması olarak konumlandırarak “kuram kuramı” açıklamalarına ikna edici bir nörobilişsel alternatif sunar.

Bunu tamamlayan bir başka model, Castano’nun (2024) “less-is-more” hipotezidir. Bu hipoteze göre kurgu, duygu tanımayı duygusal sözcüklerin sık kullanılması yoluyla değil, okurları dolaylı ipuçlarından duyguları çıkarsamaya yönelterek ve böylece çıkarımsal ve simülasyona dayalı sosyal bilişlerini geliştirerek iyileştirir. Castano (2024), ilişkisel ve deneysel verilere dayanarak (; ), karmaşık söz dizimi, örtük duygu dili ve somut betimlemeleriyle edebî kurgunun duygusal farkındalık ve ToM gelişimine yardımcı olduğunu ileri sürer. Bu durum, daha basit söz dizimi ve daha açık duygu etiketleri kullandığı için çıkarıma ve bedensel simülasyona daha az olanak tanıyan popüler kurguyla karşıtlık oluşturur. Castano, bu temelde, edebî kurgunun “anlatmak yerine gösterme” eğiliminin daha derin zihinselleştirmeyi ortaya çıkardığını savunur. Bu savında dil kullanımına ilişkin derlem kanıtlarından () ve edebî yazarları tanımayla daha yüksek duygu tanıma puanları arasında ilişki kuran çalışmalardan yararlanır (; ). Gelişimsel çalışmalar (), duyguların örtük bırakıldığı öykülerin çocuklarda bile ToM’u daha iyi geliştirebileceğini göstererek bu savı desteklemekte ve edebî biçemi bilişsel katılımla ilişkilendirerek savı yetişkin okurlara da genişletmektedir.

Koopman ve Hakemulder’in (2015) en özgün katkılarından biri, edebiyatla kurulan ilişki sayesinde mümkün hâle gelen bilişsel açıklık ve yavaşlamış işlemleme durumu olarak “dinginlik” kavramsallaştırmasıdır. Bu kavram, Martel’in (2009) edebiyata ilişkin tefekküre dayalı görüşünden türetilmiş ve dinginliği estetik mesafe ve düşünümle ilişkilendiren Koopman ve Hakemulder (2015) tarafından ampirik olarak geliştirilmiştir (; ). Okuru duygusal olarak anlatının içine çeken anlatıya taşınmanın aksine dinginlik, okura anlatıyla ilişkisini sürdürdüğü ancak onda tamamen kaybolmadığı bir biçimde düşünmesi için alan açar. Koopman ve Hakemulder (2015), okurların varoluşsal kaygılar ve belirsizlikle yüzleşmesine yardımcı olan unsurun bu düşünümsel dinginlik olabileceğini ileri sürer. Bu model, mevcut çalışmanın çerçevesinde, edebî kurgunun yalnızca ToM ve empatiyi değil, okuma konusundaki ampirik araştırmaların çoğunda yeterince incelenmemiş olan varoluşsal meseleleri de nasıl etkileyebileceğine ilişkin ikna edici bir açıklama sunmaktadır. Koopman ve Hakemulder (2015), edebî kurgunun yuvarlak karakterler ve yabancılaştırmaya yol açan öncelenmiş biçemsel özellikler () aracılığıyla estetik mesafeye dayalı düşünümsel katılımı teşvik ettiğini savunur (). Bunlar birlikte, benliği ve başkalarını daha derinlemesine anlamayı mümkün kılan tefekküre dayalı bir durum olan dinginliği ortaya çıkarır. Yazarlar; bilişsel ve duygusal empati, kişilik özelliği olarak empati ve durumluk empati ile anlatısal empati ve gerçek dünyadaki empati arasında ayrım yapar. Edebî kurgunun, anlatısallık, kurmacalık ve edebîlik arasındaki etkileşim yoluyla anlatısal empatiyi ve düşünümsel düşünmeyi kendine özgü biçimde geliştirdiğini vurgularlar. Ampirik kanıtlar hâlen gelişmekte olsa da okur katılımının, önceki okuma deneyiminin ve duygusal olarak anlatıya taşınmanın bu etkileri düzenlediğini öne sürerler. Modelleri, Johnson’ın (2012) çalışması ile Bal ve Veltkamp’ın (2013) çalışmasının neden yalnızca anlatıya yüksek düzeyde taşınan katılımcılarda empati artışı ortaya koyduğunu açıklamaya yardımcı olmaktadır. Yazarlar, iki empati türünün farklı sinir sistemlerine dayandığını bulan Shamay-Tsoory ve ark. (2009) tarafından yürütülen çalışmanın kanıtlarına atıfta bulunarak duygusal ve bilişsel empati arasındaki farkı vurgular.

, kavramsal analiz makalelerinde kurgusal anlatılara maruz kalmanın taşınma ve dönüşüm süreçleri aracılığıyla davranışı nasıl etkilediğini açıklayan kavramsal bir çerçeve önermektedir. Yazarlar; yaratıcılık, kişilerarası davranış ve empati gibi uzun vadeli bilişsel ve davranışsal değişiklikleri, iş stresinden uzaklaşma gibi kısa vadeli duygulanımsal yararlardan ayırır. Oatley’nin taşınma-dönüşüm modelini temel alarak kurgusal anlatıların okurları duygusal açıdan etkileyici ve bilişsel açıdan uyumsuz bakış açılarıyla karşılaştırdığını savunurlar. Bu bakış açıları, içe bakış yoluyla okurların zihinsel şemalarını zorlar ve davranış değişikliklerine yol açar. Temel düzenleyiciler olarak referans çerçevesini, karakterlerle özdeşleşmeyi ve algılanan gerçekçiliği belirlerler. Çalışma kuramsal nitelikte olsa da Bal ve Veltkamp’ın (2013) öncü ampirik araştırması, kurgu okuduktan sonra duygusal olarak anlatıya taşınmanın ve dönüştürücü düşünümün zaman içinde empatiyi artırabileceğine ilişkin savlarını desteklemektedir.

, okurların duygusal eğilimlerinin kurgusal öykülerin ikna gücünü nasıl etkilediğini araştırmıştır. İki deneyde, duygusal deneyimlere yaklaşma veya bunlardan kaçınma eğilimi olan duygulanım ihtiyacının anlatıya taşınmayı yordayıp yordamadığını ve bunun da inanç değişimini yordayıp yordamadığını sınamışlardır. İlk deneyde katılımcılar, şiddet içeren bir suç işleyen psikiyatri hastasının yer aldığı kurgusal bir öyküyü veya ilgisiz bir konu hakkındaki kontrol öyküsünü okumuştur. Duygusal yoğunluğu yüksek öykü, psikiyatri hastalarının tehlikeli olduğuna yönelik inancı artırmıştır; ancak bu etki yalnızca duygulanım ihtiyacı yüksek olan ve aynı zamanda anlatıya yüksek düzeyde taşındığını bildiren katılımcılarda görülmüştür. İkinci deneyde her iki koşulun konusu da organ bağışı olmakla birlikte, ilk öykünün duygusal içeriği yüksek, ikinci öykünün duygusal içeriği ise düşüktür. Yine yalnızca duygulanım motivasyonu yüksek olan ve anlatıya taşınan okurlar inanç değişimi göstermiştir; ancak kritik olarak bu değişim yalnızca duygusal yoğunluğu yüksek sürümü okuduktan sonra ortaya çıkmıştır. Her iki deneyde de inanç değişimi yalnızca duygulanım ihtiyacı yüksek olan ve öykünün içine yüksek düzeyde taşındığını bildiren katılımcılarda gerçekleşmiştir. Bu bulgular, duygusal motivasyonun yalnızca okurların bir öyküyle kurdukları ilişkinin derecesini değil, öykünün ima ettiği dünya görüşünü içselleştirmelerini de etkilediğine işaret etmektedir.

Djikic ve Oatley (2014), edebî kurgunun dolaylı iletişim adı verilen bir süreç yoluyla benlik değişimine nasıl yol açtığını göstermektedir. Önceki deneysel verilere dayanarak (; ), edebî kurgunun sosyal dünyada etkileşim kuran benliklerin bir simülasyonu işlevi gördüğünü ve okurların herhangi bir yönlendirme olmaksızın başka zihinsel ve duygusal yapılanmaları deneyimlemelerine olanak tanıdığını savunurlar. Edebî kurgunun, özellikle öykü okurları duygusal olarak etkilediğinde, geçici kişilik dalgalanmalarına yol açtığını ve bu dalgalanmaların daha kalıcı dönüşümlerin öncülleri olabileceğini öne sürerler. En önemlisi, bu değişiklikler her okura özgüdür ve yazarın niyeti tarafından belirlenmez; kişisel yankılanma ve duygusal tepkiyle biçimlenen şekillerde gelişir. Kurgu, yanıtlar sunmak yerine okuru sorular ve belirsizlikle karşı karşıya bırakır. Bunlar, okurların alışılmış kişilik yapılarının dışına çıkabilecekleri ve benliklerinin alternatif yönlerini hayal edebilecekleri bilişsel ve duygusal bir ortam yaratır. Edebî kurgu; metafor, önceleme ve yabancılaştırma kullanımı aracılığıyla okurları yorumlamayı ve benlik üzerine düşünmeyi teşvik eden dolaylı iletişime dâhil eder (; ).

Son olarak Coplan (2004), okurların kurgusal karakterlerle öncelikle empati yoluyla bağ kurduğunu savunur. Metin işleme ve anlatıyı kavramaya ilişkin ampirik araştırmalardan yararlanarak (; ), okurların sıklıkla başkahramanların uzamsal-zamansal ve duygusal bakış açılarını benimsediğini ve olayları karakterin bakış açısından kodladığını gösterir. Coplan (2004), empati, duygusal bulaşma ve sempati arasında önemli bir ayrım yapar. Empatinin, kişinin kendi düşünce ve duygularının bilincinde kalırken karakterlerin düşünce ve duygularını hayal edebilmesi için aynı anda hem bakış açısı almayı hem de benlik-başkası ayrımını gerektirdiğini vurgular. Okurların genellikle karakterler gibi hissetmekten çok karakterler için hissettiği görüşüne karşı çıkan Coplan (2004), empatinin duygusal uyum ile bilgi, tercih ve kimlikteki farklılaşmayı aynı anda barındırabileceğini savunur. Başka bir deyişle okurlar hem bir karakter için hem de onun gibi hissedebilir; bu iki duygu birbirinden farklı, hatta birbirine karşıt olabilir. Örneğin okur, kötü bir karakterin yok oluşuna sevinirken aynı zamanda onun umutsuzluğu ve üzüntüsüyle empati kurabilir ve kendisini onun yerine koymanın nasıl bir şey olduğunu hayal edebilir. Bu açıklama, edebî kurgunun okurların kendilerini başka bir kişinin öznel dünyasında hayal etmelerine olanak tanıyarak sosyal anlayışı geliştirdiği görüşünü güçlendirmektedir. Bu mekanizma, ToM’un merkezinde yer almaktadır.

Birlikte ele alındığında bu modeller, edebî kurgunun örtük yankılanma ve duygusal izlemeden açık düşünüme ve varoluşsal öz-sorgulamaya kadar uzanan zihinselleştirme ve empati süreçlerinin tamamını nasıl etkileyebileceğine ilişkin çok katmanlı bir anlayış sunmaktadır. Bedensel simülasyon ve duygusal çıkarım gibi mekanizmalar duygusal empatiyi ve başkalarıyla ilişkili zihinselleştirmeyi geliştirirken biçemsel önceleme, anlatısal belirsizlik ve estetik mesafe benlikle ilişkili zihinselleştirmeyi, bakış açısı almayı ve varoluşsal kaygılarla ilgilenmeyi desteklemektedir. Bu süreçler tekdüze biçimde etkinleşmemekte; okurların güdüsel özelliklerine, önceki deneyimlerine ve duygusal olarak anlatıya taşınmalarına bağlı olmaktadır. Bu durum, kurgunun psikolojik etkilerinin karmaşık ve düzenleyicilere bağlı niteliğini ortaya koymaktadır.

2.3.4. Basılı Metinlerin Ötesinde

Edebî kurgu, anlatı ve sosyal biliş üzerine yapılan araştırmaların çoğunun odağında kalmayı sürdürse de son çalışmalar televizyon, video oyunları ve film gibi diğer anlatı mecralarının da yeterli psikolojik derinliğe ve anlatısal karmaşıklığa sahip olduklarında zihinselleştirme süreçlerini benzer biçimde etkinleştirebileceğini düşündürmektedir. Eğer durum böyleyse kurgunun empati ve zihinselleştirmeyi etkilediği mekanizmalar mecradan bağımsız olabilir ve bunun yerine karakter derinliği ile yorumlama gereksinimi gibi özelliklere dayanabilir.

, edebî kurguya maruz kalma ile ToM kapasiteleri arasında bağlantı kuran önceki araştırmalardan hareketle, ödüllü televizyon dramalarının benzer etkiler yaratıp yaratmadığını incelemiştir. Katılımcılar, ödüllü bir televizyon draması veya kalite ve yapım değeri bakımından eşleştirilmiş bir belgesel izlemek üzere rastgele atanmıştır. İzleme sonrasında katılımcıların duygusal ToM düzeyleri RMET aracılığıyla değerlendirilmiştir. Önceki kurgu deneyimi ve cinsiyet kontrol edildikten sonra dahi, kurmaca drama izleyenler RMET’te daha yüksek puan almıştır. İkinci deneyde, hiçbir şey izlemeyen kontrol grubu RMET’te en düşük puanı almıştır. Ödüllü dramaların duygusal ToM üzerinde edebî kurguya benzer bir etki yaratmasından hareketle yazarlar, zihinselleştirmeyi kolaylaştıran unsurun tüketilen içeriğin mecrasından ziyade anlatının karmaşıklığı ve karakterlerin derinliği olduğunu ileri sürmektedir.

Kurguya maruz kalma ve sosyal biliş araştırmalarını film alanına genişleten , edebî kurguya benzetilen sanat filmlerinin ToM’u, popüler kurguya benzetilen Hollywood filmlerinden daha fazla geliştirip geliştirmediğini incelemiştir. Rastgeleleştirilmiş bir deneyde katılımcılar, bir sanat filminin veya bir Hollywood filminin ilk 20 dakikasını izlemiş ve ardından iki ToM ölçümünü tamamlamıştır: duygusal ToM için RMET ve bilişsel ToM için Moral Judgment Task (MJS). Sanat filmi izleyenler her iki ölçümde de Hollywood filmi izleyenlerden daha yüksek performans göstermiştir. Aracılık analizleri, bu etkinin katılımcıların karakterin karmaşıklığına ve öngörülemezliğine ilişkin algıları aracılığıyla ortaya çıktığını göstermiştir. Bu sonuç, bilişsel açıdan zorlayıcı karakterlerin daha fazla zihinselleştirmeye yönelttiği görüşünü desteklemektedir. Castano, edebî kurguda olduğu gibi sanat filmlerinin de şematik ipuçlarını sınırlayarak ve yorumlama çabası gerektirerek ToM’u geliştirdiğini; bunun ise basmakalıp karakterlerin yer aldığı Hollywood sinemasına özgü formüle dayalı anlatımın tersine işlediğini ileri sürmektedir. Bu çalışma, sosyal-bilişsel becerilerin geliştirilmesinde temel unsurların mecra değil, anlatının karmaşıklığı ve psikolojik derinlik olduğu iddiasını güçlendirmektedir.

Anlatı odaklı video oyunları, hikâye anlatımının daha da etkileşimli bir biçimini temsil etmektedir. Bormann ve Greitemeyer (2015), video oyunlarının sürükleyicilik, psikolojik ihtiyaçların karşılanması ve duygusal ToM üzerinde benzer etkiler yaratıp yaratamayacağını incelemiştir. Üç koşuldan ikisinde katılımcılar anlatı odaklı bir oyun oynamıştır. Anlatı grubuna anlatıya odaklanmaları, ikinci gruba ise teknik özelliklere ve oynanış unsurlarına odaklanmaları, dolayısıyla anlatıdan kaçınmaları yönünde talimat verilmiştir. Üçüncü koşulda katılımcılar, neredeyse hiç anlatı unsuru içermeyen basit bir platform oyunu oynamıştır. Anlatı koşulunda yer alıp oyun içindeki hikâyeyle etkin biçimde etkileşime giren katılımcılar, belirgin biçimde daha yüksek sürükleyicilik, özerklik ve ilişkili olma ihtiyaçlarında daha fazla doyum ve RMET ile ölçülen duygusal ToM’da daha iyi performans göstermiştir (). Yöntemlerinde video oyunlarını kullanmaları, yazarlara bu etkileri yalnızca maruz kalmanın değil, anlatıyı işlemenin ortaya çıkarıp çıkarmadığını sınama olanağı vermiştir. Bulgular durumun böyle olduğunu ve edebî kurgunun ToM’u geliştirme kapasitesinin bu mecraya özgü olmadığını göstermiştir.

Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, edebî kurguda gözlenen zihinselleştirme etkilerinin yalnızca basılı sözcüklerle sınırlı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu etkiler, psikolojik karmaşıklık, anlatısal belirsizlik ve karakter derinliği aracılığıyla edebîliği koruyan farklı mecralara da uzanmaktadır. Kitaplar, ekranlar veya oyun kumandaları aracılığıyla aktarılmasından bağımsız olarak, empatiyi, perspektif almayı ve zihinselleştirmeyi geliştiren temel unsur biçim değil, anlatının zenginliğidir.

⌘K / ara© 2026 Onur Bal